15 Ekim 2011 Cumartesi

din, etik, helal


ıra dînî yükümlülükleri ve vicdanî sorumluluklarına gelince toplumda dindar insanlara yönelik genellikle geniş bir müsamaha söz konusu olur. Genel yasaları bile isteye çiğnemelerine izin verilmez; ama bu yasalar da dinlerin görevini yerine getirebilmesi için onlara geniş bir yer ayıracak şekilde düzenlenmiştir.

Ancak bazı durumlar insanların bazı dini yükümlülüklerini yerine getirmelerine izin verilmez; çünkü belirli eylemler hoş gösterilemeyecek kadar uç noktalarda bulunan eylemlerdir. Genellikle toplum ve din beraber ilerler, böylece toplum zaten halihazırda dinden dışlanmış bir şeyi yasaklamak zorunda kalmaz; meselâ insan kurban etme eylemlerine izin verilmeyeceği için hiç bir dini grubun bu türden bir eylemi yapmalarına izin verilecek mi diye tartışılmaz bile.

Ancak insan kurban etme eyleminin eğer bu pratiği talep eden bir din olsaydı bile reddedileceğini; çünkü bu pratiğin ahlâki anlamda dehşet verici olduğunu bilmemiz gerek. Bu durum, dinlerin ve dini inançların her zaman için toplum tarafından reddedilen birşeyi yapmak için bir temel olarak kullanılamayacağı prensibini bize açık bir şekilde gösteriyor.

Şimdi insan kurban etme ritüellerinden çok daha bağlayıcı bir soruya bakabiliriz: hayvanların dini amaçlarla kurban edilmesi sorusuna. Hem Yahudilik hem de İslam dini, takipçilerinin özel bir şekilde hazırlanmış eti yemelerine izin verir, bu et  spesifik bir şekilde öldürülmüş hayvanlardan alınmış bir ettir. Müslümanlar için bu etin sıfatı helal’dir, Yahudiler için ise kaşer’dir.

Bu kesim metodları yüzlerce ya da binlerce yıldır var olan kadim prosedürlerdir. İlk dönemlerdeki varlıkları ile ilgili söylenecek fazla birşey olmayabilir; ama artık durum böyle değil. Buradaki temel prensip hayvanın ölürken canlı ve bilinçli olmasıdır; bugün bir çok  insan bu kesime gereksiz bir zulüm, söz konusu hayvanların yaşadığı gereksiz bir ızdırap olarak bakıyor.

Bunun bir sonucu olarak İngiliz hükümeti bu tür öldürme metodlarını yasaklamayı düşündü.  İngiliz hükümetine bu tür bir öneri getiren çiftlik Hayvanlarının Refahı Konseyi Başkanı Dr. Judy MacArthur Clark şöyle söylüyordu, “elimizdeki bilimsel verilere göre bu hayvanlar çok ciddi bir biçimde acı çekiyorlar.”

Hayvanları gıda  olarak kullanmak üzere öldüren herkes hayvanların acı çekmemesini sağlamak için gereken önlemleri almak zorunda, bu da prensipte hayvanların şoklanması demek oluyor, şoklanan hayvanların öldürüldüğü sırada bilinçleri yerinde olmuyor. Yahudi ve Müslüman gruplar ise muaflar- ama bu muafiyet etik olarak meşru mu?

Bir çok Yahudi ve Müslüman kendi ritüel kesimlerini etik bir şey yaptıklarını söyleyerek savunuyor, bu insanlar iddialarını iki temel nedene dayandırıyorlar.

Birincisi, hayvanlar ritüel kesim sırasında diğer öldürülme biçimlerine kıyasla hayvanların daha çok acı çekmediğidir. Bu doğru olabilir- ve eğer doğruysa o zaman bu ritüelleri etik sebeplerle yasaklamak ya da kınamak için bir gerekçe bulunamaz. Ancak, bu söylenen şey gerçek olmayabilir ve aslında gerçek olmadığını düşünmemiz için iyi sebeplerimiz var.

Burada söz konusu olan şey, dinle değil teknikle ilgili bir soru. Daha ilginç ve geçerli olan soru ise eğer hayvanlar geleneksel dini ritüellere göre öldürüldüklerinde gerçekten daha fazla acı çekiyorlarsa ne yapacağımızdır. Burada, dini gelenekleri savunanlar ikinci argümanlarını öne sürer, yani söz konusu olan şeyin kökten dini pratikler olduğu ve bu tür pratikleri yasaklamaya yönelik girişimlerin de etikten uzak dini ayrımcılıklar anlamına geleceğini söylerler.

Dolayısıyla, dini gruplara verilen muafiyetler hayvanlar daha çok acı çekse de çekmese de sürdürülmelidir. Hayvanların daha çok acı çektiği ispatlanırsa bu akıl yürütme biçimi neredeyse bütün dindar savunucularda gözlemlenebileceği için en doğru olanı onların ilk argümanını reddedip bu ikinci argümanlara odaklanmak olacaktır- ne de olsa bu argüman bütün durumlara uygulanabilen tek argüman.

Bu argümanın nihayetinde ikna edici olabilmesi pek mümkün değil. Aslında bu argüman yüzünden zorlanabilirler, çok önemli dini yükümlülükler olduğuna inandıkları şeyi takip etmekte sorun yaşayabilirler. Zaten çoktan toplumun dehşet verici bulduğu ekstrem durumlar söz konusu olduğunda dinlerin muaf olmadığı ve olmaması gerektiğini de ortaya koymuş durumdayız.

İnsan kurban etmek söz konusu olunca durum bu, o halde sormamız gereken soru ,hayvanların ritüel olarak öldürülmesinin öldürenler ne kadar inanırsa inansın yasa dışı bir eylem yaptığını söyleyecek kadar ekstrem bir durum olup olmadığı. Şu anda toplumda hayvanların statüsünü gözönüne alırsak durumun böyle olmadığını söyleyebiliriz.

Öte yandan toplumun gittiği yola bakılırsa yakın bir gelecekte  olaylaraynen söylediğimiz gibi olabilir. Helal ya da kaşer kurallarına göre hayvan öldürmek, gereksiz bir acıya sebep olunduğu için başka sorunlara kıyasla yasa dışı ilan edilmeye daha yakın. Dini toplantılarda şarap içilmesi ya da başörtülmesi gibi iki dini gelenekten çok farklı olarak hayvanların dini ritüellere göre öldürülmesi suç olarak kabul edilmeye daha yakın.

Dini etikler her zaman en iyi etikler değildir- bazen dini dogmalar ahlâken şüpheli olan davranışları onaylar ya da gerekli kılarlar. Sadık dindarlar samimiyetle belirli davranışların kendilerinden beklendiğine inanabilirler; ancak bu inanç söz konusu davranışa izin verilmesi gerektiği anlamına gelmez-ve izin verilecek kadar zararsız bir davranışsa, o zaman bir kaç kişiye değil, herkese verilmelidir bu izin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder