15 Ekim 2011 Cumartesi

Antropolojide Hayvan Sorunu


Antropolojide Hayvan Sorunu

Barbara Noske

Amsterdam Üniversitesi

Felsefe Bölümü
Hollanda

Antropologlar genelde kendi disiplinleri antropolojiyi antropos(insan türü)’nün incelenmesi olarak tanımlar ve hayvanlar âleminin gerçekliğine ya çok az önem verir ya da hiç önem vermezler. Elbette, hayvanların antropolojik çalışmalarda bir önemi var; ama insan düşüncesi ve insan eylemi adına bir hammadde olarak önem taşıyorlar. Antropolojinin insan grupları ve kültürlerinin kendi doğal çevreleriyle nasıl başa çıktığı ve bu çevreyi nasıl algıladığıyla ilgili uzun bir geleneği olduğunu söyleyebiliriz, buna diğer türleri de katabiliriz üstelik. Bu tür çalışmalar kendilerini hayvanlar hakkında düşünen ve eyleme geçen özne ve eyleme kapasiteleri bulunan insanlarla sınırlar.

Sonuçta hayvanlar kendileri hakkında bir şeyler hissedilen ve bir şekilde yüzleşilen pasif nesneler olarak resmedilirler. Kendi koşulları içerisinde eyleyen ya da özne olmaktan uzak görülen hayvanlar antropologlar tarafından görmezden gelinir. Onlar ve onların insanlarla ilişkileri antropolojik açıdan değersizdir. Bir çok antropolog hayvanların nasıl göründüğü, koktuğu, hissettiği, nasıl tat aldığı veya nasıl bir sesinin olduğunu neredeyse hiç umursamaz. Bunun bir sonucu olarak Batı’da ya da Üçüncü Dünya’da hayvan refahı ile ilgili sorular antropolojik düşünce açısından çok nadiren bir anlam ifade ederler.

Antropologlar hayvanlara insan merkezli ekosistemlerin ve insana ait sistemlerin entegre bir parçası olarak muamele eder. Hayvanlar ekonomik kaynaklardır, ekonomik metalardır, insanların kullanımına sunulan üretim araçlarıdır.

Hayvan temelli insan ekonomileri antropologlar tarafından yoğun olarak incelenmiştir,  ancak bu incelemelerde esas soru  hayvanların kullanıldığı çeşitli insan pratiklerinin ekonomik ya da ekolojik olarak insan bakış açısından rasyonel eylemler olup olmadığı olmuştur. Ancak yarı yabani hayvanların kendi çevrelerinde az da olsa kontrol sahibi olduğu örneklerde antropologlar insan-hayvan düzenlemelerine hayvanların bakış açısından bakabilmektedir.

Antropoloji disiplini bariz bir şekilde insanmerkezcidir. En iyi olasılıkla bakıldığında insanlar ve hayvanlar tek bir bileşik ekosistem içerisinde etkileşim halinde görülür; bir çok antropoloğun dikkati hayvanları değil insanları anlamaya yönelmiştir. Sorular sadece insanlara odaklanır. Hayvan popülasyonunun, beslenme biçimlerinin ve yeryüzünde yer değiştirmesinin insan kültürüne hiç bir etkisi yok mu?

Geçim faktörü olan hayvanlardan ayrı olarak , antropologlar uygun şekilde hayatta kalma sebepleriyle insan amaçları adına kullanılan hayvanlara dikkat çektiler; totem, kurban ya da prestij objeleri olarak kullanılan hayvanlardan söz ediyoruz. Bu kapasiteye sahip hayvanlara insanın dini yaşamı adına dini bir önem, sembolik ve metaforik bir anlam yüklenmiştir.

Hayvan totemlerine ve hayvan sembollerine yönelik antropolojik ilgi insanmerkezci bir yaklaşımı engellemeyi garantilemez. Çoğu kez bu tür ilgiler hayvanlara dikkat çekmek yerine insan kurguları adına bir bahane yaratmak amacını güder.

Bu konuda kendilerine karşı çıkıldığında bir çok antropolog  bu tür soruların biyoloji ve etoloji gibi bilimlerle ilgili olduğunu söyler. İnsan- hayvan ilişkisi dışında hayvan-insan ilişkisi olduğunu göstermek  için ve bu hayvan- insan ilişkisini görmezden gelmenin de tek yönlü bir nesne-özne yaklaşımına yol açacağı ve bunun da zaman kaybı olacağını  gösterir. Antropolojide şu anda yaşanan insanmerkezcilik resmen hiç bir karşı argümana muhatap olmadan sürüp gidiyor.oyuyor. Yavan yavaş ortaya çıkan insan-hayvan ilişkileri disiplini bu meseleyi aşma konusunda bayağı bir sıkıntı çekecek.

Çeviri:CemCB

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder